Emlak Haberleri

Ağaç Evler! Koronavirüsten kaçışın yeni adresi!

Koronavirüs salgını sonrasında yaşam standartlarının değişmesiyle birçok kişi yeni konut tiplerine yöneldi. Çok sayıda konaklama seçenekleri ortaya çıkarken bu konaklama seçeneklerden birisi de ağaç evler oldu.

Son zamanlarda ağaç evler denince akıllara artık sadece çocuklar için bahçelerde düzenlenen oyun evleri gelmiyor. Milliyet’te yer alan habere göre; alıcılara unutulmayacak bir deneyim yaşatan özellikle kuzey Isveç’te, Brezilya ormanlarında ve Hindistan’ın kahve tarlalarında giderek yaygınlaşan ağaç-oteller her geçen gün daha da popülerleşiyor. Her ne kadar oteller gibi rekreatif kullanımlar için cazip bir alternatif olsa da, söz konusu zamanın büyük bir kısmını geçirdiğimiz evler olduğunda ağaçların üzerinde inşa edilmiş evlerde yaşamak hala pek çok kişi için bir hayli zor.  Neyse ki doğayla iç içe yaşamanın ve insanoğluna en sıcak gelen yapı malzemelerinden biri olan ahşaptan mahrum kalmamanın tek yolu ağaçların tepesinde yaşamaktan geçmiyor.

Şehir hayatının betonarme bloklarından bunalan ve yeni yaşam alternatifi arayanların sayısı geçen yüzyıla oranla küçümsenmeyecek kadar artarken uzmanlar deprem gibi doğal afetlere karşı daha dayanıklı olabilecek yeni yapı çözümleri araştırmaya da devam ediyor. Tüm bu arayışlar için üretilen çözümler arasında, sunduğu yaşam olanakları insanoğlunun doğasına en uygun, en ulaşılabilir nitelikte olanları ahşaptan inşa edilmiş olan, kimi zaman “kütük evler” olarak da nitelendirilen ahşap yapılar…

Ağaç Kovuklarından Ahşap Evlere

Yıllar boyunca insanların ısınma, aydınlanma ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarına çözüm olan ahşabın yapı malzemesi olarak kullanılması neredeyse mimarlık tarihiyle birlikte başladı. Hatta vahşi hayvanlardan korunmak isteyen ilksel insanların ağaçlara tırmanması ahşabın yapıda kullanılmasına başlangıç olarak bile kabul edilebilir. Ağaç kovuklarında başlayan barınma macerası daha sonra saz, kamış gibi malzemelerle destek bulurken  sonunda da ahşap yığma ve karkas sisteme geçiliyor. Her ne kadar 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında teknolojinin gelişmesiyle artan makineleşmeyle ince ahşap işçiliği kendinden çok şey yitirdiyse de Frank Lloyd Wright’ın da dediği gibi makinanın ahşabın değerlerini ve özelliklerini özgür bırakmak için kullanıldığında ahşaba kattığı çok şey oldu. Her ne kadar mimariyle ilgili en derin algılarımız hep ahşaba dair olsa da insanoğlunun ahşapla ve ağaçlarla olan ilişkisi mimarlık kavramlarının çok daha ötesinde. Tıpkı kozmik ağaç, hayat ağacı, bereket ağacı, ilim ağacı, soyağacı ve dilek ağacında olduğu gibi…

İnsan hayatının en yaygın sembollerinden biri olan ağaç imgesinin arkasına gizlenen tüm bu anlamlar ve inanışlar bugün bile ahşapla olan ilişkilerimize farklı boyutlar katar. Ahşap, zaman içinde kullanım biçimleri ve tekniğinde ciddi boyutlarda değişim göstermemesiyle de ilginç bir malzeme oluyor. Örneğin ahşap çatı kuruluşunda ilk defa Frigya’da kullanılan tekniklerle bugünkü geleneksel teknikler birbirine çok benziyor. Ege Bölgesi’ndeki Dorik tapınaklarla, 10.600-200 yılları arasında kayalara oturan basit odalardan oluşan Güneybatı Anadolu’daki Likya mezarları ahşabın Anadolu’daki ilk örnekleriydi. Geleneksel Türk mimarisinin de belkemiği olan ahşap, Türk toplumunun doğa sevgisi ve felsefi düşünce yapısı ile örtüşen bir malzeme olarak yüzyıllarca yerini ve önemini korumaya devam etti. Ahşabın yapılardaki taşıyıcı iskelet malzemesi olarak kullanılmasındaki en temel gelişme ise 20.yüzyilin başlarında yaşanıyor. Artan ve gittikçe yaygınlaşan sanayileşmenin ortaya çıkardığı ihtiyaçlar ile 1. Dünya Savaşı öncesi ve savaş yıllarında değerli bir silah ham maddesi olan çeliğin yapı alanından çekilmesi, ahşap malzemenin farklı fonksiyonlardaki yapılarda ve daha rasyonel olarak kullanılması zorunluluğunu beraberinde getirir. Dolayısıyla bugün kullanılan modern birleşim elemanlarının birçoğunun bulunması, ahşabı çeşitli dış etkilere karşı koruyan malzemelerin ve kullanma yöntemlerinin geliştirilmesi de bu döneme rastlar. Hafif, Dayanıklı, Ekonomik ve Sürdürülebilir… Taştan sonra, doğadaki haline en yakın olarak kullanılan ikinci malzeme olan ahşap, elde edilmesi, taşınması ve işlenmesi en kolay malzemedir. Taşla kıyaslandığında ahşabın en büyük üstünlüğü hafifliği çekme ve eğilmelere olan dayanıklılığı olarak biliniyor. Özellikle büyük açıklıkların geçilmesinde tercih edilen ahşap, tavan ve döşeme malzemesi olarak mimarlık tarihinin de en yaygın malzemesidir. Ağacın eğilmeye karşı dayanıklılığının yapı biçimini etkileyen bir diğer görüntüsü de taşırma strüktürlere olanak sağlaması oldu.

Özellikle geleneksel Türk mimarisindeki saçak ve cumba gibi temel yapı öğelerinin yaygın kullanımı ahşap malzemenin sağladığı kolaylıklarla mümkün oldu. Kısaca ahşap, yapılara üç boyutlu biçimlendirme çeşitliliği ve esnekliği sağlıyor. Hem dayanıklı hem de hafif oluşu ahşap malzemeyi diğer yapı malzemelerinden ayıran en önemli özelliğidir. Bir kilogram ahşap bir kilogram çelik ya da betondan çok daha fazla yük taşırken, ahşap yapıların birim hacim ağırlığı betonarme yapılardan çok daha hafif oluyor. Çatılarda olduğu gibi hareketli yüklerin az olduğu konstrüksiyonlarda ahşap malzeme, çeliğe ve özellikle betonarmeye oranla daha olumlu sonuçlar veriyor.

Ahşap taşıyıcı elemanlarının hafif oluşu beton ve çeliğe oranla montajda da büyük kolaylık sağlar. İskele veya büyük kaldırma makinelerine ihtiyaç duyulmaksızın, çoğu zaman basit bir düzenle ve çok kısa sürede montajını tamamlamak mümkün oluyor. Ayrıca, betonarme hazır yapı elemanları ya da çelik taşıyıcı sistem elemanlarına oranla ahşap elemanlar büyük açıklıklı kemer ve çerçeveler hariç, çoğu zaman özel bir araca ihtiyaç duyulmadan kolayca taşınabilir. Öte yandan ahşap malzemenin işçiliği de kolaydır. Önemli alet ve makinalara ihtiyaç duyulmaz, dolayısıyla çabuk şekillendirilebilir.

 

Hava şartlarına ve kimyasallara dayanıklılık bakımından da en yüksek notu yine ahşap alır. İngiliz standartlarına göre elektrik ve telekomünikasyon hatlarında kullanılan ahşap direklerin hizmet ömrü 50, su soğutma kulelerinde kullanılan ahşap dolguların ömrü 30, ahşap karayolu köprülerininki ise 50 yıl olarak bilinir. Aynı amaçla kullanılan beton ve çeliğin ömrü ancak bu rakamların yarısı kadar olabilir. Genel kanının aksine ahşap malzemenin yangına direnci, beton ve çelikten üstündür. Yangınlar üzerine yapılmış araştırmalar ve derlenmiş istatistikler taşıyıcı olarak kullanılan ahşabın bu konuda en güvenli malzemelerden biri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu araştırmalara göre yangının başlama nedeninin hiçbir zaman ahşap olmadığı biliniyor ve Isı geçirmeme ve kömürleşme özellikleri nedeniyle ahşap yapının büyük yangınlara ne kadar dayanabileceği de kesin olarak hesaplanabilir. ABD’de kapalı spor salonları gibi aynı anda çok kişi tarafından kullanılan sosyal mekanlarda yangın tehlikesine karşı ahşap karkas sistem tercih ediliyor. Almanya’da da aynı sebeple çelik konstrüksiyonlar ahşapla kaplanıyor. Ahşap yapılar yangına 30-90 dakika dayanabilecek şekilde tasarlıyorlar. Ancak çıplak çelik konstrüksiyon, çeliğin genleşme katsayısının yüksekliği nedeniyle normal bir yangına ancak 10 dakika dayanabiliyor ve yapı ikaz vermeden anında çökebilir. Ahşabın bir diğer önemli özelliği ise kaynağı yenilenebilen tek yapı malzemesi oluşu… Üretimi ve işlenmesi için minimum enerjiye ihtiyaç duyulan ahşap, dönüşebilir olması ve üstün yalıtım özellikleriyle doğayla en barışık ve sürdürülebilirlik nitelikleri en fazla yapı malzemesi olarak biliniyor.

 

 

Yorum yapmak için tıklayın

You must be logged in to post a comment Login

Yorumunuz

Yukarıya